Fotoğrafta Popüler Kültür Mevzuu (devam ediyor..)

Bu İncelemede gelinen aşama: Henüz başlangıçtayım, genel çerçeveyi çizmeye uğraşıyorum.

Bu İncelemenin Kapsamı
Her alana nüfuz etmiş bir olgu, popüler kültür. Odak noktam kültürel mekanizmalar uzantısında fotoğraf olmakla birlikte, yaşamı doğrudan etkilemesi sebebi ile elbette sosyal konuları da inceleyeceğim.

Bu İncelemede İzlenecek Yöntem
Söz kalabalığına girmeden; detayın, yol açacak yaklaşımlarıyla ilerlenecek. 

Neden bu konuyla ilgilenme ihtiyacı duydum?
1-Tanıdığım birinin, popülizm uğruna karşıt görüşlerde olduğu, eleştirdiği ekibin içine transfer olmasına şahit olmam, zaten aklımı kurcalamakta olan ‘popüler kültür’ konusunda daha detaylı inceleme yapma isteğimin son damlası oldu.

2-Her şeyin festivali, sempozyumu yapılır oldu. Gün geçmiyor ki, kapımızın önünde açılmış yeni, içi boş bir festivale rastlamamış olalım. 

3-Her şeyde taklit..

Popüler Kültür Nedir? Ne değildir?
Tarihsel Süreç
Popüler kültür insan uygarlığı kadar eskidir (Ortaçağda yortular vesilesiyle katedrallerde düzenlenen hiyerarşik törenler ile bu törenlerden hemen sonra kalabalığın katıldığı popüler fuarlardaki halk eğlenceleri…). (1)

Tanım
Popüler kültür, pazar yönelimli meta’dır. Çokluğun (multitude) sosyal-psikolojik niteliğinin belirteçleridir (biri tarihini bilmediği insanların edebiyatını görürse, o insanların ne olduğunu söyleyebilir).  (1)

-Çok satanlar bölümü popüler kültür uzantısıdır
-Eleştiriyi, vurgulu başlık üzerinden yapmak 

Popüler Kültür, Sanat arasındaki Skalayı Müzik Üzerinden İncelemek
12.11.2017 tarihli, Nardis Jazz Club mesajı ne anlama gelir?

 

 

Bir Olumlama olarak Popüler Kültür
Batukan’ın ‘Sovyetler’de Punk ve Post Punk’ başlığı altında yazdığı bir görüş, popüler kültürün olumlama içeren bir yönünü gösterdi bana. 
Şöyle yazmış Batukan: Glasnost’a göre, Batı tarafından yürütülen psikolojik savaşta ayakta kalabilmeleri için, Sovyet gençleri “ideolojik bağışıklık” geliştirmeleri yönünde eğitilmeliydiler. Bir endüstri olarak popüler kültür akademisyenler tarafından geniş çapta eleştiriliyordu: özellikle Adorno’nu ışığında: sapkınlığın, madde kullanımının, pasifliğin ve kafa karışıklığının kaynağı olarak. Gençler Batı’nın “subliminal mesajlarına” karşı dikkatli olmalıydılar. Bütün rock türleri -punk da dahil olmak üzere- denetleniyor, “ideolojik olarak kabul edilebilir” örnekler teşvik ediliyordu. Prestroyka’nın sonrasına dek yeni gruplar, eğer farklı ya da bilinmeyen bir tarzları varsa, Devlet kurumlarının (Kültür Bakanlığı, Moskova Komsomol Şehir Komitesi ve Moskova Rock Laboratuvarı gibi kurumların) baskısını hep hissederdi. 
Şimdi bu paragraf, Sovyet Rusyasında oluşturulmaya çalışılan ortamın (bir baskı olarak kabul edersek ki, baskıdır*) ‘popüler kültür’ aracılığı ile zarar göreceğini, ortamı delerek insanlara farklı kapılar açabileceğini ve bu sebeple ‘popüler kültür ve uzamlarının’ akademisyenlerin de içinde olduğu bir denetleme mekanizması tarafından ele alındığını belirtiyor. Hmm… 
1-Adorno, kültür endüstrisi hakkında yazan biri evet, ve popüler kültür de bu endüstrinin parçası olduğuna göre, Adorno’nun yazıları pekala, devlet tarafından kendi kullanımına uygun olarak ortaya konabilir.
2-Öte yandan, popüler kültürün, bir bariyeri delme özelliği olarak ele alınmış olması, popüler kültür aracılığı ile dayatılan her şeyin delinebilmesi olasılığını ortaya koyar ki bu kötü şartlarda olan her yer için bir olumlamadır
3-Peki, kötü şartların ortadan kalktığı yerler için nedir? İşte zannediyorum, ayrım burada.. 
4-Peki diyelim, kötü bir ortama (baskıcı) popüler kültürü soktuk ve o ortamı açtık ve refah seviyesi arttı.. ortama giren popüler kültür, varlığını sürdürmeye devam edeceğinden bu kez de aksi istikamette, yani yozlaştırıcı vasfıyla çalışmaya başlayacaktır. Ne yapmak lazım? Popüler kültür ifşa edilebilir.. Farkındalığı olan zihin bunu hemen ayırt edebilecektir. Peki ayırt etmeli mi? Yani kolay olan popüler kültür ya rahatlamay sebep oluyorsa, belki de bu kadar bilmemeli insanoğlu.. basit yaşamalı ……… ama o zaman estetik güzellik dediğimiz şeyden uzaklaşma başlamıyor mu, yani hamhalat ve kaba bi anlayış hakim olursa vahşilik de o oranda artmıyor mu.. adalet ve nezaket dediğimiz olgu, estetiğin geliştirilmesiyle artmıyor mu? Evet… İyi oldu bu, bi sonuca ulaştım şimdilik..

*Bana göre baskı: doğru olduğu için bile yapılıyor olsa, gerek bilfiil ya da eğitim vs yoluyla sezdirmeden bir ideolojinin dayatılmasıdır. “Eğitim” kelimesini kullandım, çünkü eğitimin de dayatılmadan verilmesi gerektiğine inanıyorum. Peki nasıl olacak, dayatmadan insana dünyayı göstermek? Bunun cevabı şimdilik ütopya, ama şöyle ummak mümkün: Adalet, nezaketin çoğaldığı refah bir toplumda -ki var buna yaklaşan ülkeler- insanlara tüm seçenekleri sunacak bir eğitim, kütüphane ortamı oluşturmak ki birey kendi seçebilsin.

Adorno’nun popüler kültür eleştirisine daha yakından bakmak için Mehmet Birekul’un ‘Popüler Kültür ve Müzikte Anlamın Kaybı’* makalesinden faydalandım.
Makalede geçen bölümler şöyle:
Popüler dizi, şarkı ve film gibi eğlence ürünleri bir yandan da kültürel sembolleri araba, sigara gibi bazı tüketim unsurlarıyla entegre eden bir pazarlama sistemine hizmet eder. Böylelikle Adorno’ya göre popüler kültür standart hale gelmiş, özgünlüğünü yitirmiş ve eleştirelliğini kaybetmiştir. Gerçek kültür- yüksek kültür- insanı özgürleştirip bireyselleştirirken ve kültür endüstrisine karşı uyandırırken, popüler kültür insanları sömürüp, yabancılaştırmakta ve onları tercih hakkı olmayan pasif tüketiciler haline getirmektedir (Küçükcan, 2011: 32)1. Bu anlamda “Kültür Endüstrisi” kavramını ilk defa 1947’de Horkheimer’la birlikte yayımladıkları Aydınlanmanın Diyalektiği’nde kullanan Adorno’nun bu kavramsallaştırma içerisinde özellikle yüksek kültür ve popüler kültür ayrımı dikkat çekicidir (Adorno, 2003: 151)2. Adorno, kültür endüstrisi kavramsallaştırması içerisinde özellikle müziğin gerçekten, anlamdan metaya, popüler kültüre, piyasa yönelimine doğru evrildiğini düşünmektedir.
Bu anlamda algılama açısından popüler müziğe baktığımızda bütün, parçaların algılanmasını ve onlara verilen tepkileri yeterince etkileyemez. Tepkiler genellikle parçalar üzerinedir. Müzik kolay anlaşılabilir türler şeklinde standartlaşmıştır. Bütün daha algılama öncesi bilinmektedir. Müzik dinlemek pek önemli bir çabayı gerektirmez. Dinleyici müziksel deneyimin gerçekleşeceği bazı modellere şartlanmıştır. Bütün değil tarz ve ritm önemlidir. Daha önceki müziksel deneyimlere bağlantı önemlidir. Müziğin anlamı kabullenmeyle sonuçlanan bir farkına varma ile kavranır. En iyi, en başarılı müzik sürekli tekrar edene uyumlu olandır. Müzik, toplumsal bilinç üzerinde uyutucu bir etki bırakır günlük yaşamda sürekliliği güçlendirir ve şeyleşmiş yapısı unutkanlığı teşvik eder. Adorno’ya göre, kendi hakikati olan bir müzik, onu anlamak için bakışlarımızı kendisine çevirmemizi, onun gönderdiği değil, gösterdiği anlama yönelmemizi bizden bekleyen müziktir (Dellaloğlu, 2014: 94-102)3. Bu anlamda popüler müzikte Adorno’nun da yukarıda bahsettiği gibi sözlerin tekrarlanabilirliği ve bir bakıma ritim anlamın çok önüne geçmiştir. Pek çok parçada dillere pelesenk olan sözlerin anlamları hiç düşünülmeden tekrarlanmaktadır. Özellikle pop tarzı şarkılarda bu daha dikkat çekmektedir.
*Akademik İncelemeler Dergisi, 2015/1; 155-180
1Küçükcan, T. (2011). Toplumun, kültür politikaları ve medyanın kültü- rel süreçlere etki algısı araştırması. Ankara: SETA Yayınları.
2Adorno, T. W. (2003). Kültür endüstrisini yeniden düşünürken. (Çev.: Bülent O. Doğan) Cogito Adorno Özel Sayısı, 36, 150-156.
3Dellaloğlu, B. F. (2014). Frankfut Okulu’nda sanat ve toplum. İstanbul: Say Yayınları.

Popüler Kültürü Doğuran Sebepler

1-Konformizim

2-İhtiyaçlar
Tutamak, Aylak Adam
Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.
Eğlence

3-Faydacılık
Tanıl Bora ifadesi..

Popüler Kültür Vasitaları
Söylem
Televizyon

 

 

Alımlama yani çevremizde olan bitenleri duyu organları aracılığı ile duyumsama ve onları zihin aracılığı ile değerlendirme edimi. Yaşamın bir parçası olan alımlama yetisi ile insan çevresinde olan biteni değerlendirip, bir şeye ya ilgi duyar ya da ondan uzaklaşır. Dolayısı ile, kişisel yönelimlerin birleşerek kitlesel yönelimlere dönüşüyor olması mantığıyla, çevremizde olan biten her şey aslında o kişisel yönelimin (mikro yönelim) yönüyle alakalı. Eğer dünya da bir yozlaşmadan bahsediliyorsa ki bana göre bu aşikar, o zaman yönelimlerin mikro seviyeden incelemek gerekiyor. Ve şikayetçi olduğum yozlaşma gidişatı hakkında, yanılıp yanılmadığımı bilmek istediğim için de bu incelemeye ihtiyaç duyuyorum, çünkü karşı argümana göre; yozlaşma filan yok, bu insanoğlunun doğal gidişatı ve eleştirmek yerine bu gidişatta herkes gibi ben de yerimi almalıyım!

Peki nedir bu yozlaşma dediklerim:

1-İzlediğim sanat eserleri, sergiler, yeni çıkan kitaplar, filmler popüler kültür uzantısı.

2-İnternette, troller

1-

2-

Popüler kültür ya da onun zıddı olarak kabul edilirse, sanat! Hangisi iyi?

 

 

 

İyi nedir elbette tartışılır, ama ‘incelikli’ ifadesi ‘iyi’ için bir ayırıcı kelime olabilir sanırım.. Ne demek incelikli? Kavrayışı için çaba gerektiren, nüfuz etmişte duran, şiirsel, birikimi isteyen… liste uzatılabilir ve elbette belki de asıl olumlu olan incelikli olmak değildir de, zihinsel değil hayvanca (itkisel) yaklaşmak, hamhalatlıktır, bilmiyorum… Yaklaşıma ilişkin düşüncemi henüz netleştirememiş olsam da incelikli yaklaşmayı sürdürüyorum ve bundan tat alıyorum.. bu sebeple, şimdiye kadar tutturduğum yolu klişe, kitsch ve popüler kültürün çokça kullandığı unsurlardan arındırmaya ve bu uzantıların merkezi olan popüler kültüre yönelik ‘ürün’ peydahlamaya uzak durmaya çalıştım, kaçındım, kaçınmayanları da eleştirdim.  

Barthes, gibi yaklaşımını benimsediklerimin görüşlerinin, tutturduğum yolla kesişmesi bana güven verdi ama diğer taraftan etrafımızı saran popüler kültür aksiyonlarının şen şakrak hareketliliği ve o alanda üretim yapanların kendi yollarını sıkıca benimsemiş olmaları, popüler kültür meselesini daha geniş perspektiften inceleyip, sınırlarını daha yakından çizme ihtiyacını doğurdu ve bugün burada bu ihtiyacın giderilmesine yönelik  derli toplu bir akışa yöneliyorum. Aklımdakileri, her zaman olduğu gibi fotoğraf merkezinden aktarmaya çalışacağım ama konu, ilgilenilen alan (resim, yazın..) çerçevesine dönüştürülebilir. Çünkü popüler kültür işleyişinin tüm alanlarda benzer bir güzergâhtan ilerlediğini düşünüyorum (en azından şimdilik).

Başlıkta ‘Sanat’ kelimesini kullanmış olmamın sebebi de, şimdilik çerçeveyi daraltarak ilerleme isteğimdir.

Şu konuları anlamakta bocalıyorum:
Bir fotoğraf iyiyse, müdahaleye gerek kalmadan kendini yayar. Çünkü marjinal eserler dahi, iyiyse (mesela, iyi müzik) er geç kendiliğinden ortaya çıkar?! Bir fotoğraf için yayma faaliyeti gerçekleştirilmezse (sosyal medya, çevre vs.), o eser iyi olsa bile ortaya çıkamaz. Ortaya çıkmayan eser de, iyi bir eser değildir?! Para kazandıran fotoğraf, iyi fotoğraftır?! Fotoğrafın salt kendi başına, iyi bir fotoğraf olduğundan bahsedilemez; iyi fotoğraf kriterleri içinde tanıtımının iyi olması da vardır?! Fotoğraflarını paylaşanlar, hashtag (#) gibi eklentilerle fotoğraflarını geniş kitlelere yayıyorlar, çünkü iyi bir iş ne kadar çok kişi tarafından izlenirse, o kadar yerinde saymamış olur?! Peki, diyelim ki tanıtımla yakalanan bu kitlenin ilgisi geçici mi, kalıcı mı?! Kitle önemli mi?! Kötü fotoğraflar üreten biri, geniş izleyici kitlesine sahipse, çok beğeni alır; bu da onun iyi fotoğraflar üreten birinden daha iyi fotoğraf çektiğini göstermez!? vs vs

Tam bu sorgulamaları yazarken, şunu düşündüm ki, asıl önemli olan nedir, yalnızca para kazanmak mı? O zaman peşi sıra şu soruda sorulabilir? Bir fotoğraftan para kazanmak, o fotoğrafın ilgi gördüğünü de gösterdiği için, onun iyi fotoğraf olduğunu mu gösterir? Andreas Gursky, Andy Warhol isimleri yankılanıyor zihnimde… Ve zannediyorum, bu yazıyı bu şekilde, yani bilinç akışı ile ifade etmeye devam edersem, bocalamaktan başka bir ilerleme sağlayamayacağım…

Türkiye’den bir örnek


‘En iyi Youtuber’ kategorisinde ödül alan (Altın Kelebek) ama sonrasında, ‘yayımladığı videoların içerikleri sebebiyle’ ödülün geri alındığının bildirilmesi, ülkemizdeki popüler kültür karmaşasını gözler önüne seren bir örnek olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

Sonuçlar:
1-Eğlence (kimi popüler kültür uzantıları) herkesin ihtiyacı, ancak popüler kültür medium (ortamı belirleyen) olarak yerleşirse, niteliksizlik yalnızca eğlence için varolmaz, yaşamın tüm alanlarına sirayet eder.

Kaynaklar:

1-

Frankfurt ekolü düşünürlerinden Löwenthal, L. tarafından, 1961 yılında yazılan kitabın, dönemiyle günümüzü kıyaslarsak, yazarın ‘popüler kültür’ hakkındaki öngörüsüne hayranlık duymamak elde değil. Bu kitaptan, edindiğim en önemli iki konu:
1-Popüler kültür/izleyici ilişkisinde, popüler kültür izleyicisinin niteliksizliğine değinmesi.
2-Kültürü, dipten (popüler kültür) yükseğe (sanat) doğru uzanana yol üzerinden vererek, popüler kültürü olumsuzluyor olması.

devem ediyor 

 

2-

Andy Warhol’un, “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözünü doğrular bir haber, Erzurum’dan..