Anlatı / Narration (Görkem / Grandeur)

20 Eylül 2013’de kaydettiğim bu fotoğrafın içindekiler, hafızamın derinliklerindeki görüngüleri ile eşleşip, ona bakma süremi uzatıyor.. fotoğraf üzerinde daha çok kalıyorum, peki ama ilgimin uzantısı olan bu fotoğraf, bir başkası için yüzeydeki gölgelerden fazlası değil…

Images on the photograph I took on 20 September, 2013 match up with the images deep inside my memory and extend the period of my observing the photo… I observe the photograph longer. However, the photograph which is the extension of my interest is not more than shades on the surface for someone else…

anlatı1

Peki ben, bir anlatıyı fotoğraf aracılığı, sadece kendi ilgimin bir uzantısı olmaktan çıkartıp, onu genel bir anlayışa doğru sürükleyebilir miyim? Bir anlatı fotoğraf aracılığı ile “mektup misali” ulaştırılabilir mi? Nasıl anlatmalıyım? Proust, fotoğrafın, gerçeğin bir kopyası olmaktan çıkıp bize artık mevcut olmayan şeyleri gösterdiğinde, yoksun olduğu haysiyeti bir ölçüde kazanmış olduğunu söyler.

What about me? Is it possible for me to put narration out of the mediation of photography and out of the extension of my only interest and to carry it towards a general  mentality?  Can a narration be accessed through the medium of photography ‘such as a letter’? How should I explain? Proust says that when photography stopped being a copy of reality and showed us nonexistent things , it had partly gained its reputation back.

_

 anlatı2_woltze

Hayatının bir döneminde tren yolculuğu eksik olmayan Woltze, yukarıdaki resmi, bu tren yolculuklarında karşılaştığı bir olaydan etkilenerek yaptı muhtemelen. Hissettiğini resme dönüştürme kerameti kendinden menkul olan ressamın bu resmi yaparken hissettiklerini bilmesek de kızın bakışı, karşısındaki kutu (üzerinde Woltze yazıyor) ressamın bize iletmek istediği mesajın unsurları olarak karşımızda duruyor, resim Berger’in deyimiyle tek bir anı aşmış..(Berger, J., Görme Biçimleri, s.61, Metis Yayıncılık, 2009, İstanbul)

Woltze, who partly spent his life with a railway journey, probably painted the picture above under the effect of an event he experienced during one of his railway journeys.  Even if we don’t know about the feelings of the self-styled  painter with the wonder of turning his feelings into a picture, glance of the girl and the box opposite of her (written Woltze on it) stand opposite of us as the factors of the message the painter wants to give us; The picture, with the saying of Berger, exceeded a single moment… (Berger, J., Görme Biçimleri, s.61, Metis Yayıncılık, 2009, İstanbul)

 anlatı3

2011 yılında kaydettiğim yukarıdaki fotoğraftaki adamın, karşısındaki resim ile giriştiği bu alışverişin enerjisi emsalsizdi, dakikalar boyunca tablodan* gözlerini bir an olsun ayırmadı; sanki fiziksel olarak var olduğu mekandan kopmuş gibiydi…

The energy of mutual give-and- take between the man in the photograph above recorded in 2011 and the picture opposite of him was incomparable, he pored at the painting* for minutes ; As if he departed from the place physically…

_

 anlatı4

“The last step of the guillotine must be shown clearly and closely in the picture you will draw. The sentenced foot is on that step, his face is as white as lime… The priest is giving the cross, the sentenced is craning towards the cross with his black-and-blue lips and knows what will happen to him. The head and the cross should stand in the forefront; the faces of the priest, executioner and two assistants of him should be beneath them:  A few heads and eyes should stand in the background, they must be drawn dimly. Then watch that painting!”

Muşkin’in yukarıdaki resim betimlemesini okuyunca, resmi görmeden de, gözümün önünde canlandırabiliyorum, ne tuhaf!

Doğal yapısı gereği hacimli olan yazının içinde dolaşılabilirken, iki boyuta sahip görüntülerin içlerine sızılabilmek için güçlü anlatılara (içerik) ihtiyaç vardır. Hacmin, yüzeyden daha çok özgürlük alanına sahip olduğuna dair mantıksal beklentinin aksine bir edebiyat eserini okuyan kişi, fotoğraf ya da resim izleyen biri kadar özgür değildir. Yazar okuyucuyu ya bir labirentin içine davet eder ya da anlamı apaçık bir şekilde ifşa eder. Edebiyatta kelimelerin görüngülere dönüştürülme dozunun yazar tarafından belirleniyor olması, okura metnin anlam düzeyi içerisinde ilerleyebileceği çeşitli yollar sunarken, yazara mesajının ulaşabileceği kapsama alanını kontrol imkanı sunar.

When I read the picture description of Mushkin above, I can imagine it without looking at it, how strange!

While it is possible to wander inside the writing that is intrinsically volumed,  it is needed to have strong narrations (contents) to get into the two dimension images.  Contrary to the logical expectation that volume has got the space of freedom more than the surface,  a reader who reads a work of literature is not as free as a viewer of a photograph or a painting. An author either invites the reader into the labyrinth or he reveals the meaning clearly. Setting the dose of turning the words into phenomena by the author in literature shows many different ways to the reader in which they can continue to the meaning level of the text. Moreover, it gives the writer the opportunity of controlling the coverage area in which the message can reach.                

Anlatının mesaja çevrilmesine film kayıtsız kalmaz, bilakis yazı-görsel diyaloguna her ikisinin de sözüne edemediği bir argümanla katılır; “sonsuzluk”.. Tarkovski’ye göre, “düşünceyle biçimin organik birliğini kurmak” için psikolojik ön koşullar sağlanmalıdır; bu ön koşulları sağlamak ve her şeyin bir biri ile iç içe geçtiği bütünlüğü aktarmak görüntü (film) ile mümkündür, sonsuzluk düşüncesi sözcüklerle ya da yüzeylerle ifade edilemez, hareketli görüntü ise sonsuzu denenebilir kılar..

Film isn’t oblivious to the narration’s turning into the message. On the contrary, it joins to the writing-visual dialogue with an argument about which neither of them can talk; “eternity”.. According to Tarkovsky, it is necessary to provide phsychological  pre-conditions to form an organic alignment  between thinking and shape; providing those pre-conditions and transferring the unity in which everything is interpenetrated is possible with the image (film), the thought of eternity cannot be mentioned via words or surfaces. Animated image makes the eternity triable… 

_

Benjamin’e göre; resim, izleyiciyi düşünmeye davet ederken, film bunu başaramaz çünkü gözler bir sahneyi kavrayamadan akış devam eder ve izleyici yeni bir görüntü ile karşı karşıya kalır. Duhamel, düşüncenin yerini hareketli görüntülerin aldığını ve bunun da düşünceyi kendi tarafına çekerek özgür düşüncenin ortadan kalktığını söyler, bu durum Linfield’in deyişiyle izleyicinin görüntü üzerindeki otoritesinin kaybolmasıdır, bir başka deyişle izleyici yönlendirilmiştir.

According to Walter Benjamin, while inviting the audience to thinking, film cannot manage this because plot continues without eyes catching the scene and the audience comes face to face with a new image. Duhamel mentions that animated images replaced with thinking and this situation gets thinking on one’s side and eliminates free thinking, in Linfield’s way of saying, this situation is also the vanishing of the viewer’s authority on the image, in other words the viewer had been directed.

_

Öte yandan, yazı ayrıntılarla çalışırken, bir film ayrıntıları görmeye davet eder; bunu Kafka’nın Şato’sunu, Haneke’nin aynı isimli film uyarlaması izlerken görebiliriz. Kitapta, bürokrasinin özelliğinden bahsedilen bir bölümde şöyle geçer; “eğer bir konu uzun süre gündemde kalmışsa, gündem tamamlanmadan, birden ışık hızıyla, görülemeyen ve sonra izi sürülemeyen biçimde bir anlaşma ortaya çıkarak konuyu uygun ve keyfi bir biçimde bitirir. Sanki bürokrasi, artık kendisi önemsiz bir konudan kaynaklanan rahatsızlığın gerilimine dayanamamıştır ve memurların bir katkısı olmadan kararı kendiliğinden almıştır.” Romanda geçen bu bölüm filmde bir an olarak geçer ve “aksiyon” içermediğinden, izleyici için ifade çoğu zaman gizli kalır.

On the other hand, while writing is working with details, a film goes on realising details; we can see that situation when we watch Haneke’s film adaptation of Kafka’s ‘Chateau.’ In one part of the book in which the feature of bureaucracy is mentioned, it is told that “if a topic has been on the agenda for a long time, before the agenda is completed, an agreement that is unseen and cannot be chased occurs with the velocity of light and ends the topic in a convinient and an arbitrary way. Supposedly, bureaucracy couldn’t bear the tension of inconvenience that was caused by an unimportant topic and it took its own decision without any contribution of theofficers.” This part in the novel passes as a sudden moment in the film and because of not including any ‘action’, the statement is often veiled in mystery.

_

“IMBD, en iyi 250 film” listesinde, üst sıralarındaki filmlerin çoğunun romansı anlatıya sahip filmler olduğunu görürüz. Mesela, “The Shawshank Redemption”, liste başındadır ve film neredeyse tümüyle romansı bir anlatıya sahiptir.

“In the best films list of the IMBD”, we can see that the most of the top films are fictional. For instance,The Shawshank Redemption, is on top of the list and the film is almost completely fictional.

 _

Ekler / Appendix

 anlatı5

*Makovsky, 1869, Maslenitsa bayramında St. Petersburg’da Admiralteyskaya bulvarı (Fotoğraf, 14.01.2011 tarihinde, İstanbul Pera müzesindeki orijinal tablosundan A.Tufan Palalı tarafından çekildi.)

* Makovsky, 1869, Admiralteyskaya Boulevard in St. Petersburg, Maslenitsa Festival (the photo was taken by A. Tufan Palalı from its original painting on 14 January, 2011 in Istanbul Pera Museum)