Görüntü, Görüngü, Gönderge, Gösterge, Gösterilen, Fenomen, Algı, Duyum, İz

Algı ya da Duyum
Zihinsel bir tasarım olan varlığın mutlak saf hali hariç, algılanan boyutları tanımlanabilir. Varlık/kavram ya görme aracılığı algılanır ya da duyumsama aracılığı ile tanımlanıp temsil edilebilir.
Duyumsama aracılığı ile yorumlama ve anlama olmadan temsil edilen varlık/kavram, dolaysız bir zihinsel üründür. Dış dünyayı idrak etme hali olan, ‘duyum’ hayvanlarda da bulunur.
Fotoğrafik analizlerimize temel olması bakımından burada ‘duyum’ kavramını değil, ‘algı’ kavramını inceleyeceğiz.
Bir kavram ya da varlığın algıya dönüşebilmesi, duyusal bilginin alınması, seçilmesi, düzenlenmesi ve yorumlanması sonucunda gerçekleşir. Algılama olmadan, kavram oluşturma ve akıl yürütme gibi yüksek zihinsel süreçlere ulaşılamaz.

Gösterge’nin Boyutları; Biçim ve İçerik
Görüntü; bir yansıma olan varlığın, görme duyusuyla aracılığı ile teşhis edilmesidir. Her görüntü, aynı zamanda kendini tanımlayacak bir göndergeye sahiptir ve bu tanımlama göstergeler aracılığı ile gerçekleşir. Varlık, insan aklının uzantısı olan göz ile fark edildiğinde, o varlık yalnızca o akla yerleştirilmiş bir kavramla eşleşip, onu açar.

Gösterge biçim ve içerik olmak üzere iki boyutludur;
Biçim (gösteren, görüngü, fenomen), bir varlığın duyular yoluyla duyumsanan niteliğidir,
İçerik (gösterilen, imge) ise varlığın duyumsal, maddi olmayan, kavramsal ve zihinsel içeriğidir.
Her gösterge biçim aracılığı ile içeriğe gönderme yapar. Mesela bok diyince; b-o-k seslerinden oluşan bir biçim imgesi, zihnimizdeki bok kavramını çağrıştırır. Burada, ‘bok’ kendisinin dışındaki b-o-k dilsel bir gösterge olan harfler ile gösterilmiştir (harfler dilsel bir göstergedir). Süreç iki yönlüdür, yani biçim imgesş bok diyince değil, boka bakınca da oluşur.

Gösterge Türleri
İkon (görüntüsel gösterge)
Göstergenin iki boyutu arasında (biçim/içerik) doğrudan bir benzerlik bağıntısı vardır; varlığın doğrudan doğruya aktarılmasına öykünür. Mesela; bir fotoğraf.

Belirti
Göstergenin iki boyutu arasında fiziksel bir ilişki, nedenli bir bağ vardır. İletişim amacı taşımayan belirtinin, aktarma niyeti yoktur ancak onu yorumlamayı bilene aktarabilir. Nesnesi ortadan kalktığı zaman onu gösterge yapan nitelikler kaybolur. Mesela; yerin ıslak olmasının yağmur yağdığını göstermesi gibi ya da bir fotoğraf.

İmge (mecaz, eğletileme)
Duyu organları ile algılanmış varlığın düşüncel kopyasıdır. İmgenin algılanışı ve değerlendirilmesi, görme biçimine bağlıdır ve bu yönüyle her imge bir görme biçimini sunar.
Kendini doğrudan açığa vurmayan ve yoruma direnen imge, varlığın temsili ile kendisi (mutlağı) arasında imgenin alanı vardır. Dolayısı ile bir varlık, gerçeğe öykünen imgenin alanı es geçilerek tanımlandığında, eksik kalır. İmgenin bu ele avuca gelmez duruşu sanatı çağırır ki Adorno’ya göre sanat yapıtı da dilsiz olmalı ve imgenin söylem olanakları ortadan kaldırılmamalıdır.

Simge / Sembol (belirtke)
Göstergenin iki boyutu arasında, nedensellik veya benzerlik ilişkisi değil nedensiz ve uzlaşmaya bağlı bir ilişki vardır. Temsil, algılanabilenin dışında ve gerisinde kabullenilen bir anlama sahiptir. Anlamak için öğrenilmişlik gereken, somuttur ve üzerine yüklenen anlamı taşır.
Gerçeğin gizlenmişteki özünü çıkarmaya muktedir olmayan sembol, simgenin iletişim kurma, ileti aktarma, bilgi verme amacı ile genel bir kabulle kod haline dönüştürülmesidir.
(ideogram, piktogram, fonogram)

Gösterge yerine İz
İz; göstergenin iki boyutlu, hiyerarşik ve bu sebeple de dogmatik yapısını aşmak için düşünülmüş postmodern bir kavramdır. Varlığın algılanmasında, doğrudan bir karşıtlık yerine anlamı birbirinin içine geçmiş bir zincir halinde, doğrusal olmayan, her yöne her biçimde dağılan bir kavram olarak düşünmeyi önerir. 

Kavramla ilgili diğer değinmeler
1-Cezanne’nin, ‘nesneleri sabit halde değil kayar halde görürüz, bakışım hafifçe kaydığında gördüğüm ağaç değişir’ lafzı göstergebilimin henüz akla gelirliğinin olmadığı zamanlarda söylemiş olması sanatçı dehasının önemli bir ‘göstergesi’..
2-Sanat için en kestirme ölüm yolu, üzerine ‘temsil ettiği şeyin gölgesi’ düşen uzlaşılmış göstergesidir; burada gösterilenin mutlak egemenliği, gidimsiz dil ile ifade ihtiyacını kendiliğinden fuzuli bir beklentiye dönüştürür- göstereni görmeye zorlanmadığımız yerde sanata da yer yoktur. (Görmece, Mehmet Ergüven, sy. 215, Metis Y., 2007)

_

Bu çözümleme de, Charles Sanders Pierce, Ferdinand De Saussure, Roland Barthes, Jacques Derrida merkezli bir araştırma yapılmıştır. (Son Kontrol Tarihi: 23.07.2014, 20.10.2014, 27.01.2015)