ikon, belirti, belirtke, imge, simge, sembol (dil dışı gösterge türleri)

SİMGE (Soyutun alımlanmasından, somuta doğru akar..)
İkon (Görüntüsel gösterge, Görsel gösterge):
Göstergenin iki boyutu* arasında (biçim/içerik) doğrudan bir ‘benzerlik bağıntısı’ vardır; varlığın doğrudan doğruya aktarılmasına öykünür. Mesela; bir fotoğraf (Aktarımsal bağ) .

Belirti:
Göstergenin iki boyutu arasında fiziksel bir ilişki, ‘nedenli bir bağ’ vardır. İletişim amacı taşımayan belirtinin, aktarma niyeti yoktur ancak onu yorumlamayı bilene aktarabilir. Nesnesi ortadan kalktığı zaman onu gösterge yapan nitelikler kaybolur. Mesela; yerin ıslak olmasının yağmur yağdığını göstermesi. (İlişkisel, nedensel bağ)

Belirtke:
‘Göstergenin iki boyutu arasında, nedensellik veya benzerlik ilişkisi değil nedensiz ve uzlaşmaya bağlı bir ilişki’ vardır. Temsil, algılanabilenin dışında ve gerisinde kabullenilen bir anlama sahiptir. Anlamak için öğrenilmişlik gerektirir, somuttur ve üzerine yüklenen anlamı taşır. Gerçeğin gizlenmişteki özünü çıkarmaya muktedir olmayan sembol, simgenin iletişim kurma, ileti aktarma, bilgi verme amacı ile genel bir kabulle kod haline dönüştürülmesidir. Mesela: Trafik İşaretleri, tehlike işaretleri, ideogram, piktogram, fonogram (İşaretlerin uzmanlaşmaya, öğrenmeye ve uzlaşıya bağlı bir ilişkisi).

Simge / Sembol:
Kavramların uzlaşmaya bağlı olarak yerine geçen, diğer bir dil dışı göstergedir. Mesela: Kalp, aşkın; güvercin, barışın simgesidir (Kavramların uzmanlaşmaya, öğrenmeye ve uzlaşıya bağlı ilişkisi).

İMGE (Duyu organlarındaki reseptörlerden, düşünceye doğru akar..)
İmge
Duyu organları ile algılanmış, duyumsanmış ‘varlığın veya deneyimin zihindeki görüntüsü’, düşünsel temsilidir. İmgenin algılanışı ve değerlendirilmesi, görme biçimine bağlıdır ve bu yönüyle her imge bir görme biçimini sunar ve imge kullanımı ‘dildeki sınırlılığı aşmanın yollarından biridir’. Kendini doğrudan açığa vurmayan ve yoruma direnen imge, varlığın temsili ile kendisi (mutlağı) arasında imgenin alanı vardır. Dolayısı ile bir varlık, gerçeğe öykünen imgenin alanı es geçilerek tanımlandığında, eksik kalır. İmgenin bu ele avuca gelmez duruşu sanatı çağırır ki Adorno’ya göre sanat yapıtı da dilsiz olmalı ve imgenin söylem olanakları ortadan kaldırılmamalıdır; ve ayrıca her imgenin kaderinde büyümek vardır (Paul Virilio).
___
*Göstergenin iki boyutu: gösteren (ses, biçim, görüntü), gösterilen (içerik).
Not: Hakikat başka bir yerde durur. Gerçek (reality) dediğimiz, duyular düzeyinde dış dünyada tanımlayabildiğimiz; hakikat (öz, truth) ise akıl, düşünme düzeyine bağlı olarak sonsuzluğa açılmış olandır.