Mary Price

Fotoğrafı; -görülebilen dünyanın, kendi alanına giren parçasını kaydeden- bir “transkripsiyon” olarak tanımlayan yazar, fotoğrafın anlamına ve gerçeklikle olan ilişkisine dair düşüncelerini “müdahale, makine, biriciklik, aura, maskesiz özne, metinsiz fotoğraf ve zaman” kavramları aracılığı ile ifade ediyor.

Yazar, düşüncelerini altı çizilmiş sonuçlarla sunmak yerine, okuyucusunu kitabın içerisine serpiştirilmiş farklı uçlardaki görüşler arasında bırakarak okuyucunun kendi sonucuna ulaşmasına imkân veriyor.

Kitapta, fotoğraf yalnızca kendi içinde değil; sanatın diğer alanlardaki icracı, eleştirmen ve düşünürlerin çalışmalarındaki izdüşümleriyle birlikte ele alınıyor. Mesela; “kapı-duvar” benzetmesinin geçtiği “mimaride açık bir biçimde görürüz ki, mimar bir duvar yaptıysa ve bu duvardan geçmemizi istiyorsa, bir de kapı açmalıdır” cümlesinde yaptığı benzetme yazarın, “icracı-eser ve izleyici” arasında kurulmasını düşündüğü ilişkiye genel bir ipucu niteliğinde.

Yazarın, eserinde sıkça örnek ve atıf kullanmış olması bütüne odaklanmayı zorlaştırsa da okuyucu tüm bu zengin örnekleme ve kimi yerde birbiriyle çatışan görüşler içerisinde yeni anlamlara ulaştıkça, kitabı elinden bırakamıyor.

“Uzlaşımsal gerçeklik” yazarın okuyucusuyla karşılaştırdığı özgün kavramlardan yalnızca birisi; bu kavramla yazar, fotoğrafların -biraz- gerçeklik kopyaladığını ve fotoğrafçının gerçeklikle uzlaşımsal bir bağ içerisinde olduğunu belirtiyor ve konuyu izleyici tarafına şu cümleyle bağlıyor; “fotoğrafa bakan kişinin gerçeklik olarak farkına vardığı sandığı şey, aslında yeni bir gerçekliktir”…

Kitabın, “fotoğraflamak, daha yakından izleyebilmemiz için zamanı yakalamanın bir yoludur” cümlesiyle bitmesi, okuyucuda kitabı yeniden gözden geçirme isteği uyandırıyor.  Bir kez okunup kenara konulacak olmanın ötesinde olan kitap, başta fotoğraf ile uğraşan ama aynı zamanda göstergebilim, semantik, tarih ve resim ile ilgilenenlerin çözümlemesi gereken bir başucu kaynağı.