Göz göze / Eye to Eye

atufanpalali_eyetoeye  (12)

Bu çalışma, fabrikalarının kapatılmasıyla “4-c geçici personel statüsüne” alınan 2000 kadar tekel işçisinin sabaha kadar süren 16 Ocak 2010 tarihli protesto eyleminde gerçekleştirilmiştir. O gün eyleme katılan işçilerin hissettiklerini onların portre fotoğrafları ile izleyiciye aktararak, tekel işçilerine farklı bir yolla tercüman olmaya çalışılmış ve farkındalık yaratarak izleyicinin duruma ilişkin bir empati kurması amaçlanmıştır; buna “aracılık etmek” de diyebiliriz”. Eyleme anne ve babaları ile gelmiş zor şartlarda orada durmaya çalışan çocuklar ile gecenin ilerleyen saatlerinde yorgunluğa ve olumsuz şartlara daha fazla dayanamayan bir işçinin kalp krizi anında kaydettiğim görüntülerini arşivime aldığımı ancak bu seriye koymayı kişisel etik anlayışımın bir sonucu olarak uygun bulmadığımı da belirtmek istiyorum. Zaten o kalp krizi vakasına da şahit olduktan sonra daha fazla çalışmak içimden gelmedi.

İşçilerin arasında gerçekleştirdiğim bu çalışmada yaşadığım duygusal anlarda kendimi zaman zaman Emile Zola’nın Mart 1885 yılında tamamladığı “Germinal” isimli romanında yaşıyormuş gibi hissettim. Bu sebeple Emile Zola’yı buradan saygı ile hatırlıyor ve romanının bir pasajını paylaşmak istiyorum;
Maheude Kadın, erkeğine: ’Bak dinle beni,’ dedi, ‘madem bugün para almaya Montsou’ya gidiyorsun, gelirken bana yarım kilo kahveyle bir kilo da şeker getir.’ Maheu ayakkabıcıya götürmemek için pabuçlarından birini onarıyordu. İşini bırakmadan: ‘Olur’ diye mırıldandı. ‘Ayrıca kasaba da uğrarsın… Şöyle bir parça dana eti al e mi? Nicedir et yüzü görmedik’. Adam bu kez başını kaldırdı: ‘Sen benim elime binlikler, yüzlükler mi geçecek sanıyorsun, kuzum… Allahın cezası herifler ikide birde işe ara vererek bizim iki haftalıkları kuşa benzettiler zaten.’ Sustular. O gün ekim ayının son cumartesiydi, öğle yemeğinden yeni kalkmışlardı. İşletme para ödemenin yarattığı düzensizliği bahane ederek o gün gene bütün ocaklardaki kömür çıkarma işini durdurmuştu. Gittikçe ciddileşen sanayi bunalımı karşısında büyük korkuya kapılan işletme, epeyce yüklü olan kömür stoklarını daha da arttırmamak için, on bin işçisini her fırsatta işsiz bırakıyordu (2).

Son olarak eylemde dikkatimi çeken iki durumu daha aktarmak istiyorum. Birincisi, gece yarısından sonra gelen belediye temizlik işçilerinin, eylemci işçiler içerisine girerek işlerini yapmalarının oluşturduğu ilginç mozaik”. İkincisi ise, eylemin cereyan ettiği sokaktaki büfede çalışan 16 yaşındaki işçi çocuk” Sabah 04.00’e kadar mesai yapan bu çocuğun, okulunu terk etmiş olduğunu ve sigortasız bir şekilde ayda 350 liraya çalıştığını öğrendim.
“okula dedim, neden devam etmedin”
“abi dedi, orası biraz karışık” hiç üstelemedim.

1.Zola, E., Germinal, Penguin Putnam Inc., chapter IV, p.173, New York, USA (1954)
2.Zola, E., Germinal, Oda Yayınları Ltd.Şti., çeviri: Altınova, N., bölüm 4, s. 169, İstanbul, Türkiye (2002)

/

Eye to Eye
This study was carried out on 16 January, 2010 during the long boycott of ‘The Turkish State Liquor and Tobacco Monopoly’ labourers whose status was changed to the ‘4-c temporary staff’ by the closing of their factories. In my photographs I have tried to capture the inner feelings of the boycotting labourers and build empathy for their plight. It is necessary to mention that for ethical reasons I have not published any photographs of the children who endured the difficult conditions of the boycott with their parents. Nor have I included the photographs of the exhausted labourer who had a heart-attack late at night. In fact I didn’t even want to take another photo after I witnessed this sad event.

While I was taking those photographs among the labourers, I sometimes felt as if I were living in Emile Zola’s novel ‘Germinal’, published in March, 1885. Let me share a short excerpt from the novel with you to commemorate Zola: ‘Oh, by the way’ said Maheude to her man, ‘as you are going into Montsou for your wages, bring me back a pound of coffee and a kilo of sugar, will you? He was sewing up one of his shoes to save taking it to the cobbler’s. ‘All right,’ he said, without looking up. ‘I should like to ask you to go to the butcher’s as well… What about a bit of veal? We haven’t seen any for such a long time.’ This time he did look up. ‘You must think I’m going to draw hundreds and thousands… It’s a short fortnight, with their bloody idea of constantly stopping work.’ They both fell silent. It was after lunch on a Saturday at the end of October. Alleging that pay-day disorganized work, the Company had one again held up output in all the pits. Panic-stricken at the growing industrial crisis and anxious not to increase its already heavy stock, it seized the slightest pretext for forcing its ten thousand employees into idleness (1).

Lastly, I would also like to call your attention to two other interesting scenes during the boycott. The first one is the mosaic formed by the Municipal cleaning workers who tried to do their jobs among the protesting labourers”. Second is that of a 16 year-old boy who was working in a kiosk on the street where the boycott took place”. That night I learned that the boy dropped out of school and regularly works until 4 o’clock in the morning for 350 Turkish Lira (about $170) per month without any insurance.
‘Why?… Why didn’t you stay in your school?’ I asked.
‘Brother!… Don’t ask me, it is just a little bit complicated…’ he replied.
I didn’t insist ” and said nothing more to him…

http://www.arsivfotoritim.com/yazi/a-tufan-palali-goz-goze/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s