Posts tagged “sokak fotoğrafçılığı-street photography

Sokak, Karşılaşmalar, Müzik / Street, Confrontations, Music

Tony Bennett- “Her seferinde farklı..”
Amy Winehouse- “Evet daha farklı, hiçbir zaman birbirine benzemez…”
Amy Winehouse belgeselinde geçen ‘hiçbir zaman birbirine benzemez’ cümleciğidir bana ilk kez sokak ve caz arasındaki benzerliği düşündüren. Bir flanörün sokağı algılama hassasiyetinde olduğu gibi; caz da tınısı içerisinde gezen bir kulağı beklenmedik sürprizlere davet eder. Birinde enstrümanlar, diğerinde insanlar hiyerarşik olmayan bir akış içerisinde de olsalar, onların çeşitliliğe açılan her karşılaşması kendine özgü yeni bir enerjiye tekabül eder. ‘Birlikteliğin yalın gizemi’ der bu tür bir karşılaşmaya Barthes. Bu gizem, izleyeni uygarlık kodlarıyla evriltip illüzyon haline getiren mülayimleşmiş bir kalıpla değil; yola gelmez bir gerçeklikle yüz yüze getirir; uzun zamandır aranan şeyin bulunması gibidir bu, tıpkı Proust’un çaya batırdığı bisküvisinin kokusundan, çocukluğuna ve çocukluğunun geçtiği o yerlere ulaşmasında olduğu gibi..

Tony Bennett- “Each time is different..”
Amy Winehouse- “Ya, It is never the same things twice…”
“No time is like the other” from Amy Winehouse documentary is the first clause to make me think about the similarity between avenue and jazz. Just like a flaneur’s sensibility to sense the street, jazz invites an ear that wanders in tones to surprises. Even though one has instruments and other has people that are in a nonhierarchical flow, their each coincidence that opens to variety corresponds to a unique, new energy. Barthes says “bare mystery of togetherness” to this kind of coincidence. This mystery confronts audience with an undeniable reality; not with an obedient shape that distorts by evolving audience with civilization codes; this is just like finding something that has been tried to find for a long while, just like reaching to his childhood and places he spent his childhood with the smell of Proust’s biscuit steeped into tea.



Fotoğrafların çekildiği 3200 Asa Film deneyimi hakkında  Θ


İnsan Doğası, Kavranılabilir Nedenselliğin Ötesinde / Human Nature, Beyond the Understandable Causality

nedenselliğin ötesinde olmak irade dışında, elde olmayan sebeplerle, beklenmedik bir itkiyle, kendini avutmak için, sahte olduğu düşünülen sebeplerle, hesaplanamayarak, kavranabilirliğin ötesinde* , akıl yoluyla kavranılamaz sebeplerle, mantık dışında ve karışıkmış gibi görünse de; sisin ardına ulaşmanın mümkün olduğu bir açı olabilir ve bazı yolculuklar ‘o ihtimalin’ süreğidir
*en önemlisi bu
/
even though being away from causality looks like involuntary, with reasons beyond control, with an unexpected urge, to console oneself, with the reasons that are thought to be fake, incalculable, beyond being cognizable*, with reasons that cannot be cognizable with mind, counterintuitive, confusing; it may be an angle that makes it possible to reach beyond mists and some voyages are duration of this possibility
*this is the most important one


“Kafamda Bir Tuhaflık” isimli romanın “Sokak Fotoğrafçılığı” yönünden incelenmesi

metin TR

Fotoğraflar, 26.06.2014 tarihinde, aynı saat diliminde kaydedilmiştir. Sokak satıcılarına saygıyla,


Son Bakkal / The Last Grocer

 yazı TR / text EN

http://www.fotoritimdergi.com/a-tufan-palali-son-bakkal


Ankara Metrosu / Ankara Subway

1291543138atufanpalaliselfportrait

Kalabalıkta bu yüzlerin belirişi;
Islak, kara bir dalda taçyapraklar.
(Ezra Pound, 1913)**

Ankara Metrosu
Bu fotoğraflar 2009-2010 yıllarında, Ankara metrosunda kaydedildi. Bir gün, metro ve yolcuları arasındaki ilişkiye daha yakından dahil olabilmek için metro ve yolcularını kaydetmeye karar verdim. Farklı mevsim ve saatlerde gerçekleştirdiğim bu kayıtlarda kimi zaman kendi bakışımdan sıyrılıp, çevreyi günlük bir yolcu gözüyle görmeye çalıştım. Elbette fazlası var ama bir an önce sözü fotoğraflara bırakmak istiyorum. İşte ilk seri…

*Ankara metrosu; Ankara’da metro (yer altı treni); şehrin iki farklı bölgesine yolcu taşıyan “ankaray” ve “metro” isimleri ile anılmaktadır.
**Çeviri: A.Tufan Palalı

/

The apparition of these faces in the crowd;
Petals on a wet, black bough.
(Ezra Pound, 1913)

Ankara Subway
All these photographs have been taken in the Ankara Subway* in 2009 and 2010. One day I wanted to get a closer view of the relationship between the subway and its passengers and so I decided to record this relationship. In these photographs, taken in different seasons and times of the day, I tried to separate myself from my own perspective and look through the eyes of a regular daily passenger. There is, of course, much more to say but I want to leave the speaking to the photographs; so here is the first series…

*Ankara subway; In Ankara there are two subway systems, the “Ankaray” and the “Metro” carrying passengers to two different regions of Ankara.

http://www.arsivfotoritim.com/yazi/a-tufan-palali-ankara-metrosu/


Göz göze / Eye to Eye

atufanpalali_eyetoeye  (12)

Bu çalışma, fabrikalarının kapatılmasıyla “4-c geçici personel statüsüne” alınan 2000 kadar tekel işçisinin sabaha kadar süren 16 Ocak 2010 tarihli protesto eyleminde gerçekleştirilmiştir. O gün eyleme katılan işçilerin hissettiklerini onların portre fotoğrafları ile izleyiciye aktararak, tekel işçilerine farklı bir yolla tercüman olmaya çalışılmış ve farkındalık yaratarak izleyicinin duruma ilişkin bir empati kurması amaçlanmıştır; buna “aracılık etmek” de diyebiliriz”. Eyleme anne ve babaları ile gelmiş zor şartlarda orada durmaya çalışan çocuklar ile gecenin ilerleyen saatlerinde yorgunluğa ve olumsuz şartlara daha fazla dayanamayan bir işçinin kalp krizi anında kaydettiğim görüntülerini arşivime aldığımı ancak bu seriye koymayı kişisel etik anlayışımın bir sonucu olarak uygun bulmadığımı da belirtmek istiyorum. Zaten o kalp krizi vakasına da şahit olduktan sonra daha fazla çalışmak içimden gelmedi.

İşçilerin arasında gerçekleştirdiğim bu çalışmada yaşadığım duygusal anlarda kendimi zaman zaman Emile Zola’nın Mart 1885 yılında tamamladığı “Germinal” isimli romanında yaşıyormuş gibi hissettim. Bu sebeple Emile Zola’yı buradan saygı ile hatırlıyor ve romanının bir pasajını paylaşmak istiyorum;
Maheude Kadın, erkeğine: ’Bak dinle beni,’ dedi, ‘madem bugün para almaya Montsou’ya gidiyorsun, gelirken bana yarım kilo kahveyle bir kilo da şeker getir.’ Maheu ayakkabıcıya götürmemek için pabuçlarından birini onarıyordu. İşini bırakmadan: ‘Olur’ diye mırıldandı. ‘Ayrıca kasaba da uğrarsın… Şöyle bir parça dana eti al e mi? Nicedir et yüzü görmedik’. Adam bu kez başını kaldırdı: ‘Sen benim elime binlikler, yüzlükler mi geçecek sanıyorsun, kuzum… Allahın cezası herifler ikide birde işe ara vererek bizim iki haftalıkları kuşa benzettiler zaten.’ Sustular. O gün ekim ayının son cumartesiydi, öğle yemeğinden yeni kalkmışlardı. İşletme para ödemenin yarattığı düzensizliği bahane ederek o gün gene bütün ocaklardaki kömür çıkarma işini durdurmuştu. Gittikçe ciddileşen sanayi bunalımı karşısında büyük korkuya kapılan işletme, epeyce yüklü olan kömür stoklarını daha da arttırmamak için, on bin işçisini her fırsatta işsiz bırakıyordu (2).

Son olarak eylemde dikkatimi çeken iki durumu daha aktarmak istiyorum. Birincisi, gece yarısından sonra gelen belediye temizlik işçilerinin, eylemci işçiler içerisine girerek işlerini yapmalarının oluşturduğu ilginç mozaik”. İkincisi ise, eylemin cereyan ettiği sokaktaki büfede çalışan 16 yaşındaki işçi çocuk” Sabah 04.00’e kadar mesai yapan bu çocuğun, okulunu terk etmiş olduğunu ve sigortasız bir şekilde ayda 350 liraya çalıştığını öğrendim.
“okula dedim, neden devam etmedin”
“abi dedi, orası biraz karışık” hiç üstelemedim.

1.Zola, E., Germinal, Penguin Putnam Inc., chapter IV, p.173, New York, USA (1954)
2.Zola, E., Germinal, Oda Yayınları Ltd.Şti., çeviri: Altınova, N., bölüm 4, s. 169, İstanbul, Türkiye (2002)

/

Eye to Eye
This study was carried out on 16 January, 2010 during the long boycott of ‘The Turkish State Liquor and Tobacco Monopoly’ labourers whose status was changed to the ‘4-c temporary staff’ by the closing of their factories. In my photographs I have tried to capture the inner feelings of the boycotting labourers and build empathy for their plight. It is necessary to mention that for ethical reasons I have not published any photographs of the children who endured the difficult conditions of the boycott with their parents. Nor have I included the photographs of the exhausted labourer who had a heart-attack late at night. In fact I didn’t even want to take another photo after I witnessed this sad event.

While I was taking those photographs among the labourers, I sometimes felt as if I were living in Emile Zola’s novel ‘Germinal’, published in March, 1885. Let me share a short excerpt from the novel with you to commemorate Zola: ‘Oh, by the way’ said Maheude to her man, ‘as you are going into Montsou for your wages, bring me back a pound of coffee and a kilo of sugar, will you? He was sewing up one of his shoes to save taking it to the cobbler’s. ‘All right,’ he said, without looking up. ‘I should like to ask you to go to the butcher’s as well… What about a bit of veal? We haven’t seen any for such a long time.’ This time he did look up. ‘You must think I’m going to draw hundreds and thousands… It’s a short fortnight, with their bloody idea of constantly stopping work.’ They both fell silent. It was after lunch on a Saturday at the end of October. Alleging that pay-day disorganized work, the Company had one again held up output in all the pits. Panic-stricken at the growing industrial crisis and anxious not to increase its already heavy stock, it seized the slightest pretext for forcing its ten thousand employees into idleness (1).

Lastly, I would also like to call your attention to two other interesting scenes during the boycott. The first one is the mosaic formed by the Municipal cleaning workers who tried to do their jobs among the protesting labourers”. Second is that of a 16 year-old boy who was working in a kiosk on the street where the boycott took place”. That night I learned that the boy dropped out of school and regularly works until 4 o’clock in the morning for 350 Turkish Lira (about $170) per month without any insurance.
‘Why?… Why didn’t you stay in your school?’ I asked.
‘Brother!… Don’t ask me, it is just a little bit complicated…’ he replied.
I didn’t insist ” and said nothing more to him…

http://www.arsivfotoritim.com/yazi/a-tufan-palali-goz-goze/