sözlük/lexicon

Fotoğraf Sözlüğüm / My Photography Lexicon

İnsan duyumsayabildiklerini, hissedebildiklerini ya da inandıklarını kavramsallaştırabilir
aslolan, kavramsız (saf) düşünmeye ulaşmaksa, bu ‘önce’ onları öğrenmekle mümkün olabilir
:–)

absürdizm, insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa olduğunu söyler (camus)
aksiyom, referans noktası ⊕
alegori, soyut bir kavramı, somut bir nesne ile anlatma (adalet-themis) 
altın oran, “İnsan kendi görme biçimine benzeyen boyuttaki görüntüleri daha kolay algılar, daha kolay algıladığını da daha güzel bulur” (Haluk Uygur); Fibonacci, Pisa, 1-1-2-3-5-8-13-21 21/13=1,618
ampirik, teoriden çok tecrübelere ve gözlemlere dayanan bilgidir 
amor fati,  kaderinle yüzleş onu sev “zorunlu olanı sev” (nietzsche)
anaformoz, özel bir bakış açısından algılanabilen 
anomik, bilimsel beklentinin dışında aniden gelişen
antagonizma; birbirini değilleyen ama yokluğunu arzulayan zorunlu ve sorunlu ilişki; proletarya/burjuvazi kant’a göre uygarlığın ilerletici gücü..
a priori,deneyden önce, deneyden bağımsız olan (bilimsel metot, bu tip bilgileri reddeder)
arkaik, sanatta erken dönem
axis mundi, yer ile öte dünya arasındaki ilişkinin sağlandığına inanılan yer
bauhaus, popart ya da dadaism 
bilme, anlama 
bit derinliği, görüntüdeki her piksele düşen renk bilgisi
bildungsroman, bir kişinin ya da bir ailenin başlangıcından itibaren gelişimini anlatan roman_AL
blase attitude,bireyin birden çok uyarıcının etkisi altında kalıp kilitlenmesi (simmmel) imaj yüklenmiş kişinin fotoğrafik algısını kaybetmesi, siz istediğiniz kadar iyi fotoğraf üretin, o fotoğraf yığın içerisinde kaybolmaya mahkumdur
boş gösteren (empty signifier)_laclau, göndergesiyle, biçim ve içerik ilişkisinden yoksun, anlamını sadece biçimsel bir bağ üzerinden gerçekleyen bir gösterge büyüme iç dinamiklere bağlı değilse, uzlaşma yüz yüze ilişkilere bağlı olarak artar
chiaroscuro, karanlık ve aydınlığın oluşturduğu zıtlık_I
çifte hakikat; din, maneviyata hitap eder. dinde akıl-mantık ve pozitif bilim ilkeleri aranamaz. dolayısıyla eleştirilemezde… (kilise böylece eleştirilere karşı kendi varlığını korumuştur)
çokluk / multidude, bir politik egemenin altında yer almayan, kendi politik var oluşunu bireysel olarak ifade ederek ortak bir görüşe sahip olan topluluk.. 
demonik; içe kapanma (kişinin kendi ben’i ile olan değilleyici ilişkisinin sonucu olan)
determinizm, ‘olasılık’ olgusu ile ‘olasılıkçı determinizm’ hali ile düşünülmeli
diğerkamcılık, özgecilik; kendi gelişim gereksinimlerini değil başkalarının çıkarlarını sağlamaya çalışan
doxa; yerleşik hakim kanaat, stereotip, klişe_Y (X – episteme)
dpi (dots -pixels- per inch), inç başına düşen nokta sayısı
drapetes, (a run away); kaçak, firari (drapeto)
edimsel; hayal yerine gerçek, aktüel
efemera; günlük, geçici yazılı belgeler, fotoğraflar v.b. / efemerist
eğreti kamusallık – eğreti kurumsallık
ekolojik yanılgı, sınırlı veriden genelleme yapmak (ecological fallacy) 
emek kontrolü, gündelik hayatın kontrolünden bağımsız değildir
enformel güvence, patrona yeterli ölçüde güven verildiğinde elde edilen kazanımlar hızlı bir şekilde ortaya çıkınca, patronun güvenini sağlamak esaslı bir gaye haline gelir
epistemoloji, bilmenin doğası ve kaynağı kapsamında olanaklılığını araştırır
epistemolojik; bilgiye ilişkin
esir; bütün evreni doldurduğu varsayılan, ağırlığı olmayan, ısı ve ışığı ileten töz.. her şeyden biraz kalır (t.uyar)
estesiz; duyumsal kavrayış
fenomen, duyularla algılanabilen şey, görüngü_G
fenemenoloji (görüngübilim), şeylerin bizim dışımızda varolduğunu değil, bilinçte kurulduğunu öne sürer 
foxp2, dil kabiliyetinin gelişmesinde kilit rol oynayan gen; fark: farede 2, şempanze 1 aminoasit
ghost in the machine, nasıl oluyor da etkileşime geçebiliyorlar?
görüntü, görüngü, gönderge, gösterge, gösterilen, fenomen, algı, duyum, iz 
hegomonik kültüre bağlılık, işçi için bireysel kazanıma tekabül eder

hegomanyanın referanslarından kopuş ve algı dönüşümü
hermenotik; anlama ulaşmak için kullanılan metodolojiyi inceleme, yorumsama
horus’un gözü/eye of horus 
humur, hımar; örtü_Ar 
ide, izlenimlerin zihinde yeniden üretilmesiyle oluşan soyut ve genel akıl kavram, nesnelerim maddi olmayan asıl formları; hissedilir dünya ile maddenin ara ürünü, kayıt dışı olanlar.
ifrat ve tefrit, ölçüyü aşma ve geri kalma
ikon, belirti, belirtke, imge, simge, sembol (gösterge türleri) 
iktidar mevzu / on hegemony 
imge/imgelem

inestetik (estetik dışı)/inaesthetic, sanat nesnenin yansıması değil, içkin ve aracısızdır (badiou)
izleyici ya da icracı merkezli yaklaşım 
jouissance (haz?), alışılmış bir “haz alma” kavramından farklı olarak gelişen, punctum gibi.. 
kanaat, duygulara yön vererek, fikre zemin teşkil eder

kartezyen düşünce; tek kesin bilginin, matematik ve fizikten çıkarılan ilke ve kavramlardan oluştugunu varsayan felsefe yontemi, descartese aittir.
katarsis; bilinç altına itilmiş duygulardan, duygusal sarsıntı ile arınma (ör: tiyatro)
klasisizm, romantizm 
kognitif; zekanın varlığı ile birlikte, anlama ve idrak etme gibi zihinsel süreçlerin tümü
konotasyon; çağrışım, kelimenin ikinci anlamı (şişko, olumsuz konotasyon, onun yerine kilolu)
kültürel evrim basamakları 
kültürel hegomonya / hegomonik kültür

lalüebkem; kendini ifade edemeyen (sanatçı çözümleyemez (anlatamaz), çözer(gösterir))
leitmotif: bir eserde tekrar eden bir tema, fikir v.b.
lümpen; düzenli gelire sahip, sınıf bilinci ve kültürel birikimi olmayan kof kentli
lümpen proleterya, izah edilmeyen, sığ, talandan yalandan pay kapmaya çalışan (marx)
maaiften bibehre; eğitimen mahrum kalmış
metafizik, akıl ve sezgiyle sağlanan bilgiyi araştıran felsefe; ruh/beden – fizik/metafizik
metonim / metafor 
möbius, kısır döngü
mümklüncülük; failin hayata geçireceği en iyi alternatif yerine, en iyi eylem tarzının belirlenmesi
negatif diyalektik, sentezin bizi geriye götürebileceğini iddia eder (Adorno’nun “Duvara çarpan top, duvarı delip geçmez, çarpıp geri gelir.” örneğiyle sabitlediği kuramı)

nepotizm, akrabadan gelen torpil, ahbap çavuş ilişkisi (clientelism, yanaşmacılık karşılıklı menfaat ilişkisine dayanan siyasal yapılanma)
nihilizmde; pasif nihilizm hiçliğe, aktif nihilizm, hiçten bir şeylere yeltenme girişimidir
nominal tanım (sayısal) / Jenerik tanım (causa proxima) 
numen, kendinde olan şey, fenomenin ötesindeki bilinemez ve tanımlanamaz gerçeklik (kant)
occulere; aleme ilişkin gizli ve saklı olanın bilgisi_L
ontoloji/ontolojk yaklaşım 
otomat; ardışık veya döngüsel işlemleri gerçekleştirebilen, kurulmuş araç
öz yapı, postyapı ve varoluş 
öteki, ulaşmanın ancak tek bir yolu olan, ulaşılmaz arzu nesnesidir (lacan)

özcü düşünce
pozitivist / yorumlayıcı / eleştirel yaklaşım 
paralaks / parallax 
parasal esnekleşme; 4857 sayılı iş kanunu esnekliği sunmuş, çalışma alanındaki eşitsizlik devlet sorumluluğundan çıkarılmış ve “precarious work” kavramı ile birlikte riskler özel sektöre devredilmiştir.

parrhesia, genel görüşe karşı, olası riskleri de göze alıp doğru bildiğini söylemek
patafizik, bilinen fizik kurallarının ötesinde kuralların işlediği bir evrende geçen olay ve olgular (sokaktaki insanlar çocuk tarafındanpencereden bakılıyordu.)
praksis, kendinden türeyen ahlaksal aksiyon, praksis sanatsal görünümler ile ifade bulabilir
prekarya, güvencesi olmayan koşullarda, birbirleri ile bağlantısı koparılmış çalışanlar topluluğu
primitif; batılı koloniciliğin negatif bir sözcük olarak, “ilkel” anlamında ortaya attığı kavram
popülist; halk yardakçısı
post fordizm; fonksiyonel, sayısal, zamansal,
post-yobaz gündelik hayat

pozitivist / yorumlayıcı / eleştirel yaklaşım 
pozitivizm, deneylere (ampirik) dayanan, faydacı, teoloji ve metafiziği reddeden, matematiğin olası en uygunun seçimi için yaklaşım sunduğunu savunur
previsualization, önceden görselleştirme

pro captu lectoris habent sua fata libelli; According to the capabilities of the reader, books have their destiny_L
psişik, bedenli ruh (parapsikolojik); psikolojik, zihinsel
rasyonalizm (akılcılık), bilginin duyum ve deneyimle değil, düşünce ve zihinde temelleneceği ile ilgilidir
retorik; güzel söz söyleme, hitabet sanatı, belagat (X_septisizm, şüphecilik)
retrospektif, sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden meydana gelen seçki
reval görüşmeleri; 1908; ingiltere-rusya ile anlaşarak, almanya’yı rusya’dan ayırdı, ayrıca osmanlı’da jön türklerin (ittihatçıların) ortaya çıkışını hızlandırdı            ve II.
rüyalar, iki beyin lob sistem arasındaki aktarımın yetersizliğinden unutulur
meşrutiyet ilanı’nın en büyük dış etkeni oldu.
sembolik otoritenin büyüsünün bozulması; aynı tuvalate girmek, aynı yerde yemek yemek vb.
seyyah / turist; Seyyah yola çıkarken geri dönüp dönmeyeceğini bilmeyen kişidir, ama turistin er ya da geç dönecek bir evi vardır” dedirtir kahramanına. Her ikisi de yolculuk yapar, turist için yolculuk zevk alınan, ama hayatını değiştirmeyen bir uğraştır. Seyyah terkedendir. Belki günün birinde seyyah da geri döner. Ama bir parçasını yolculukta bırakmış ve yolculukta kendine yeni şeyler katmış olarak. Turist eve döndüğünde bıraktığı yerden başlar. Seyyah eve döndüğünde aslında hala yolculuktadır. Yeni bir evde yeni biri olarak. Bowles, Çölde Çay
septisizm, skeptisizm; aklın kesin bilgi elde edemeyeceğini savunur (kuşkuculuk), dogmatizmin karşıtıdır
simulakrum, kendisi zaten kopya olan bir nesnenin kopyasıdır
sfumato; resimde, konturların ya da ışık/gölge geçişlerinin yumuşatılmasıyla nesnenin hissettirilmesiyle, detayın izleyicinin hayal gücünde belirmeye bırakılmasıdır (Ör: Mona Lisa)
sitüasyonist enternasyonal / situationist international
sisifos; kısır döngüsünün farkında olmasına rağmen mutlu ve sadık hissederek yeniden deneyen.. Niye peki?
skolastikler; 800-1500, teoloji tabanlı orta çağ düşüncesi ve eğitim anlayışı; “doğru zaten mevcuttur”
stereopsis, çoklu görüntüden, derinlik bilgisine ulaşma 
tabula rasa, zihnimizde doğuştan gelen bir fikir yoktur, fikir tanışıklıkla oluşur (locke)
tarih yazını görüşü.. walter benjamin tarihin yıkıntılar üzerine inşa edilmiş olduğundan bahseder
tek kaçışlı perspektif / one point perspective
teleolojik, nedenselliğin neden-sonuç ilişkisine karşın teleoloji de araç-amaç ilişkisi vardır
teodise, şer problemi [eftifron ikilemi (euthyphron)]
töz, öznede değil, kendinde var olan, bağımsızca kendi içinde var olan kendinden başka hiçbir şeyin varlığına muhtaç olmayan
transkripsiyon, fotoğrafik bir kavram olarak ele alındığında, “aktarım” anlamında kullanılır… yani, biz kameramızı bir yöne yönelttiğimiz andan itibaren yorumsal bir çeviri yapmaya, hayatin o bölümünü kendi nesnel varoluşuyla ama bizim belirlediğimiz bir kesiti içinde, kendi bakış açımızla dönüştürüp, ortaya koymaya soyunmaya başlıyoruz demektir. “transkripsiyon” kavramı; marry price’in “fotoğraf, çerçevedeki gizem“ isimli kitabında geçmektedir.
vermeer ışığı, tek yönlü ışık
vernunft, verstand; akıl, kavrayış_A

A-Almanca
Ar-Arapça

G-Göstergebilimle ilgili
I-Işıkla ilgili
L-Latince

⊕-açıklama